Tesadüfler Mitosu: Önceden Var Olan Bir Melodiye Rastgelelik Giydirmek
Boğaz'ın o nemli kasveti bazen öyle ağır basar ki, sanki bütün şehir nefesini tutmuş da sadece ben bu sessizliğin tam ortasında kalmışım gibi hissederim. Elimdeki o eski, ciltlenmiş defterin sayfaları arasında geziniyorum; bazen bir kare fotoğrafın siyah beyazlıkta donmuş anına, bazen de kulaklığımda çalan o nadir bulduğum plakların çıtırtısına takılıyorum. Ve işte tam bu noktada, hayatın en çok yanlış anlaşılan gerçeğiyle karşılaşıyoruz: Tesadüf.
Biz insanlar, düzen arayışımızla bilinçaltımızın en büyük kahramanlarını ya da en büyük düşmanlarını yaratıyoruz sanırım. Her şeyin bir sebebi olmalı, her buluşmanın ardında ustaca kurulmuş bir senaryo olmalı. Birbirini hiç tanımayan iki rengin çarpışmasından doğan o beklenmedik tonu, sanki bütün evrenin hesaplanmış bir sonucuymuş gibi algılarız. İşte ben bu 'tesadüf' dediğimiz anın, aslında tesadüf olmadığını düşünenlerdenim. Ve bu, basit bir inatçılık değil; sabırla gözlemlemenin getirdiği derin bir kabulleniş.
Rastgelelik Bir Karşılaşma Noktasıdır, Sonuç Değil
Bir grafik tasarımcı olarak, bir dağınık bilgiden anlamlı bir kompozisyon çıkarma sanatı üzerine çalışırım. Bu süreçte, en kaotik olan malzemelerin bile bir gerilimi vardır; onları doğru baskıya götüren, ince ayarlanmış bir zamanlama denen şeyi. Peki ya hayat? Biz onu da bu şekilde yaşamak zorunda mıyız?
Bir öğleden sonra, şehrin uğultusunu bastıran yağmurun altında, yanlışlıkla aldığım bir karede bu gerçeği gördüm. Odak dışı olan arka plan, asıl anlatıyı veriyor oldu; ana konunun bulanıklığı, aslında o anın ruh halini yakalamanın tek yoluymuş. O anda şunu fark ettim: "Tesadüf," aslında bilinçli bir sürecin başladığına dair bizim kendi yarattığımız kısa devre mesajımızdır.
Bizim bilinçaltlarımız, o kadar çok olasılık hesaplıyor ki, nihayetinde bu devasa veri yığınından birini seçmek zorundadır. Ve bu seçim anı, dışarıdan bakan gözlemci için rastgele görünür. Oysa içeride olan, bir tür 'yeterince olgunlaşmış' dinginliktir.
Senfoninin O Anlık Notaları
Plakların o ince cızırtısı gibi, hayatın da üzerinde bir katman bulunur. Oysa biz hep en parlak notayı duymaya odaklanırız, o gürültülü geçmişi yok sayarız. Oysa o cızırtı, eserin bütünlüğünü sağlayan zemindir; onunla birlikte dinlenmediğinde müzik yarım kalır.
İlişkilerdeki o beklenmedik uyum, ya da bir yol ayrımında tam zamanında ortaya çıkan o yabancı yüz... bunlar bizim için büyük mucizeler gibi gelir. Ama belki de onlar, sadece o anki duygusal frekansımızın, evrenin arka plan gürültüsünden bir sesle hizalanmasıdır. Bir frekans ayarı gibi düşünebiliriz.
Öyleyse, bir dahaki sefere ruh halinize meydan okuyan, hiçbir bağlamı olmayan o "rastgele" olayla karşılaştığınızda durun. Nefes alın. Olayın kendisi değil, onun sizin üzerinizde yarattığı yankıyı dinleyin. Çünkü o anki karmaşa, belki de şimdiye kadar kurduğunuz tüm yapının beklenmedik ve görkemli bir sonraki aşamasını hazırlıyordur. Ve bu, rastlantı değil; orkestrasyonun en zarif imzasıdır.