Rastlantısallığın Olanaklara Açılan Penceresidir, Bir Kaos Değil
İstanbul'un bu nemli sabahında, eski bir plak çalıyor. Plaktaki cızırtılar, bazen en net melodinin bile altında gizlenen o beklenmedik çatlaklar gibi geliyor kulağıma. Hayatın da böylesine; her şeyin kusursuz bir senfonide akması gerektiği yanılgısına düşmek kolaydır. Bizler, o mükemmel uyumu bekleyen sabırsız ruhlardan biriyiz belki de.
Ama bazen, en iyi kareler o beklenmedik kaymalarla ortaya çıkar. En derin anlamlar, planın kenarına düşen o toz zerresinde gizlidir aslında. İşte bu noktada, "kontrol edilemez olan" kavramına karşı duruyorum. Çünkü bizler, yaşamın büyük bir kısmını kontrol etmeye çalışarak değil, o kontrolden vazgeçtiğimiz anların melodisini dinleyerek yaşarız.
Mükemmeliyetçiliğin Sessiz Sureti
Biz sanatta, tasarımda ya da belki de aşkın kendisinde mükemmellik arayışına giriyoruz. Her şeyin bir amaca hizmet etmesi gerektiğini düşünüyoruz. Sanki bir bilgisayar yazılımı gibi, girdi-çıktı ilişkisi net olmalı. Bir karaltının gökyüzünde bir yere konumlanması gibi. Buysa o kadar da organik değil mi?
Benim için bu, bir fotoğraf makinesinin diyaframını en ideal ayara getirme çabasıyla aynı. Oysa hayat, o kusursuz pozlama süresinin ötesinde, filmın ortasında meydana gelen o titreşimle yaşanıyor.
Kontrol yanılgısı, belki de en büyük huzur katilidir. Sürekli olarak her şeyi bir sonraki kareye, bir sonraki notaya oturtma çabası. Bu direnç, akışın doğasına aykırıdır. Tıpkı bir nehrin tüm kıvrımlarını önceden haritalandırmaya çalışmak gibi. Nehir, o anki topoğrafya ile dans eder; biz de sadece o dansın tanığı oluruz.
Akışa Teslimiyetin Estetiği
Rastgelelik, bizim zihnimizi rahatsız eden o anlık gürültü olabilir. Oysa ben, bu gürültünün aslında yeni bir desenin başlangıcı olduğuna inanıyorum.
Bir grafik tasarımcı olarak, bazen en iyi kolajlar, tamamen alakasız iki görüntünün karşı çarpışmasından doğar. Biri erken bir sabahın hüznünü taşır; diğeri ise bilinmeyen bir uzak Diyarı. Bu iki öğe, benim "kontrolüm dışında" gelen girdilerimdir. Ve bu beklenmedik karşılaşma, ruhumuzu titreten o yeni anlamı yaratır.
Bu benim için bir tür analog ritüel. Tıpkı o eski plakların, ince çatlaklarından dolayı kusursuz çalınamasa da, her defasında farklı bir nefes alması gibi. Kusurları, onları eşsiz kılan o imzadır.
Dolayısıyla, sevgili okuyucularım, eğer bu aralar hayatın size sunduğu tablo size biraz dağınık geliyorsa, aceleyle bütünleştirmeye çalışmayın. O anlık kaymayı, o beklenmedik vuruşu dinleyin. Çünkü belki de sizi buraya getiren olan, mükemmel bir plan değildi; aksine, planın dokunmadığı o güzelim, vahşi rastlantıydı. Ve ben bu kaosu sevmekteyim. Kahvemdan yükselen o koyu, dumanlı koku gibi... Derin ve bilinmez.