Mürekkep İzleri Üzerine

Leyla Sancar:~$ cat posts/Kahve Köpüğündeki Kozmik Haritalar ve Ani Bir Nefes Alma İhtiyacı.md

Kahve Köpüğündeki Kozmik Haritalar ve Ani Bir Nefes Alma İhtiyacı

İstanbul'un bu akşamüstü sisli hüznü, bana sanki bütün şehrin omuzlarına çökmüş bir battaniye gibi geliyor. Ya da belki de bu, benim uzun süredir alışık olduğum o mürekkebin kumaşa dokunuşundaki gerilim çizgisi. Pencereden bakınca, Boğaz’ın o bitmeyen kelime oyunu gibi olan yüzeyine; günün tüm değişkenlerini yansıtıyor.

Stüdyomda, her zaman olduğu gibi, bir tür bilinçaltı hesaplaşmanın ortasındayım. Önümde yarı dolu bir fincan bol köpüklü filtre kahvem var. Bu sabahın buharıyla karışan o kavrulmuş çekirdek kokusu, bana hep huzursuz bir dinginlik verir. Bir yandan da o eski, çatlak sesli plaklardan gelen melodiler çalıyor; sanki zamanın kendisi o grogostik bir ritimde şarkı söylüyor. Bu iki duyusal girdinin kesişimi, benim için oldu daima en safkan "ben" olma anı.

Grafik tasarımın gerektirdiği o kusursuz hizalama, mükemmel renk doygunluğu arzusuyla uğraşırken, zihnim sürekli olarak o kontrol edilemez olanla dans ediyor. Bir projede bazen buğulu bir sisin içinde kaybolmak zorunda kalıyorum; alınan her kararın, ondan önceki tüm olasılıkların bir ötesinden gelmesi gerekiyor. Bu da beni doğal olarak rastgeleliğin o kaçınılmaz kucağına sürüklüyor.

Anlık Kararların Ağırlığı

Bu spontanelik denen o durum bazen bir kurtuluş, bazen de görünmez bir yük. Sanki hayatın tüm güzel anları, bu beklenmedik dönüşlerde gizliymiş gibi geliyor. Birkaç gün önce bir kompozisyon üzerinde çalışıyordum; her şey yerli yerine oturuyormuş gibiydi, kusursuz bir mühendislik örneği. Ama sonra, tam o en yüksek gerilim noktasındayken, içimdeki bir ses – belki de kahvenin üçüncü dalgasının buharlaşma temposundan kaynaklandı – "Dur. Bunu biraz kaydır," dedi. Ve bunu yaptığımda, tüm yapı beklenmedik bir organik esnekliğe kavuştu.

Bu benim için mekanik bir süreç değil; bu, nefes alma ritmimle ilgili. Bazen o kusursuz formül yerine, elimdeki en kaotik parçaları alıp onları önce ait oldukları yere değil de, bilinçaltımın o en aceleci köşesine bırakıyorum.

Beklenmedik Yankılar Üzerine

Bu gözlemler, takvimdeki bir görevin nihai çıktısı değil; bunlar sahne arkasıdır. Bunlar, tuvalin gerilmeden önceki son kararsızlık anlarıdır. Tıpkı bir fotoğraf makinesinin deklanşöre basmadan önceki o milisaniyelik tereddüdü gibi. Odak noktası, olayın kendisi değil; o anki olma biçimi.

Şu anda da tam bu noktadayım. Plak çalmaya devam ediyor, kahve soğuyor ve sis pencere camına vuruyor. Ve ben, bu kaotik bilgilerin içinde bir sonraki anlamlı cümleyi aramaktayım. Her şey, acele etmemenin verdiği o değerli dirençle şekilleniyor gibi geliyor bana. Bu bekleyiş, belki de en sanatsal olanı.