---
title: "İstanbul'un Puslu Sabahlarında Bir Kahve Telvesiyle Vedalaşmak"
description: "Bu sabah yine aynı ritüeldeyim. Boğaz'ın o kendine has, tuzlu ve ağır kokusu henüz şehre tamamen yerleşmemişken, eski plak çalarımın çatlak sesi kulağımda…"
date: 2026-11-01T20:41:13Z
updated: 2026-11-01T20:41:13Z
author: "Leyla Sancar"
site: "Mürekkep İzleri Üzerine"
language: "tr"
tags: ["istanbul", "melankoli", "kahve", "anlıklar", "değişim"]
url: "https://geceninvekalemi.nasilalinir.com/istanbul-un-puslu-sabahlarinda-bir-kahve-telvesiyle-vedalasmak"
---

# İstanbul'un Puslu Sabahlarında Bir Kahve Telvesiyle Vedalaşmak

Bu sabah yine aynı ritüeldeyim. Boğaz'ın o kendine has, tuzlu ve ağır kokusu henüz şehre tamamen yerleşmemişken, eski plak çalarımın çatlak sesi kulağımda yankılanıyor. Aşağıdaki küçük masamda, şehrin tüm karmaşasını ve benim içimde biriken o tanıdık hüznü içine sindiren koyu kahvemdan geriye kalan telveler var. Onlara bakıyorum; her biri, aceleyle geçip giden bir anın, henüz tam olarak isimlendirilememiş bir duygusal katmanın somutlaşmış hali gibi.

Hayat bazen böyle küçük, kadife bir hareketle elinizin altından kayıp giden o kağıt parçalarına benziyor. Büyük dramalar, gösterişli vedalar ya da hayatın büyük dönüm noktaları değil; bunlar işte bu sabahki kahve kokusu, eski bir filmin tozlu karesindeki öğle güneşi ya da yağmurun cama vuruşu gibi, sessizce var olan o ince ayrıntılar.

## Zamanın Filtresiyle Bakmak

Grafik tasarımcılığım, çizgileri ve renkleri kullanarak bir anlatı oluşturmak üzerine kurulu. Ama bazen bu mesleğin beni en çok zorladığı nokta, *oluşmuş* olanı yeniden parçalayıp, onunla dans etme zorunluluğu. Gerçek hayat da bu değil mi? Her şey, o mükemmel kompozisyonunu bulana kadar parçalanmış bir potansiyel halinde bekliyor.

Bugünkü düşüncem de bu noktadan geçiyor. O anlar... Hepimiz o "o anı" yakalamaya çalışıyoruz ya değil mi? O mükemmel ışık vuran, her şeyin ait olduğu yerde durduğu o kareyi. Ama doğa bunu bize asla sunmuyor. O anlar, her zaman bir sonraki nefesin eşiğindeler ya da geride bıraktığımız geçmişin puslu sisinde sürükleniyorlar.

Bir de analog fotoğrafçılığın var ya… O karanlık odada, pozlama süresini hesaplarken hissettiğim o gergin bekleme hali. Tıpkı bu gibi. Sen o mükemmel kareyi yakalamaya çalışırken, gerçek hayat bir sonraki sahneye geçmiş oluyor. Ve biz geride kalanla, o belirsizlikle yüzleşiyoruz.

## Melankolinin Tatlı Bilinci

Bu melankoli, benim için bir hastalık değil; aksine, en keskin algımın doğal yan ürünü. Sanki ruhum, dünyanın hızına yetişmek yerine, onun nabzını tutan bir dinleyici koltuğunda oturuyor. Her şeyi görüyorum; gölgeleri, ışığın en ince dansını bile. Ve bu görmek bazen ağır geliyor.

Oysa ben, işte o ağırlıkla birlikte gelen bir huzur buluyorum da belki. Bu dinginlik, her şeyin geçiciliğini kabul etmekle geliyor. Kahvenin soğuması gibi aceleye gelmez. O telve, aslında o anki telaşın değil, onun sakin bir kabullenmesinin kaydı.

Ve biliyor musunuz, bu vedalaşma törenlerinde bile bir umut kıvılcımı yakalıyorum. O telveden oluşan o koyu renkli tabloya bakarken, yarın yine aynı ritüele, belki farklı bir şehrin uğultusunu taşıyarak döneceğim. Yeni bir kafe, yeni bir melodi, belki de farklı bir gökyüzü… Ve ben yine o kareyi bulmak için sabredeceğim. Beklemek, en yaratıcı eylemdir sanırım.

***
